Samet Kelebek
Medya ve Eğlence
12 Mayıs 2026 10:59

Harmoni Arayışı

Teknolojinin baş döndürücü hızı zaman algısını yerle bir ederken, ‘an’da olmanın keyfini özleyenler analog yaşam ile yeniden bağlantı kurmaya çalışıyor

Harmoni Arayışı

İllüstrasyon: Ümit Kurt

Lüks sokak giyim markası Les Benjamins’in kreatif direktörü Bünyamin Aydın, İstanbul Etiler’deki genel merkezinin üst katındaki ofisinin rafında duran onlarca kamera arasından bir Leica’yı alıyor. Askısını göstererek Japon katana kabzalarını süsleyen geleneksel Hatchu örgüsüyle elle dokunduğunu ve üzerine sakura motifleri işlendiğini heyecanla anlatıyor. “Tamamen analog ve geleneksel, öte yandan son derece teknolojik. Tam bir zıtlık” diyor ve ekliyor: “Bu, benim.”

Aydın, teknolojiyi yanına alarak dünyanın önde gelen markalarına koleksiyonlar hazırlarken; özel hayatında haftada iki kez yoga, Olimpiyat şampiyonu Mete Gazoz’un babası Metin Gazoz’dan okçuluk dersleri ve çıktığı ilham yolculukları ile analog yaşama dokunabilmeyi tercih ediyor. Ve bunu ‘harmoni’ olarak tanımlıyor. 


Tüketim döngüsüne giren insanın mutsuzluğa sürüklendiğini, doğaya dönüşün ise insanı bu karmaşadan uzaklaştırdığını ve ‘huzur noktasını’ bulmasını sağladığını düşünen Aydın, “Hayatımı bir harmoni içinde yaşamaya çalışıyorum. Bazen işe çok odaklanıyorum, bazen özel hayatıma. Tamamen teknolojiye bağımlılık yerine dijital ve analog yaşam harmonisi arayışındayım” diyor. 


ABD merkezli düşünce kuruluşu PEW Research’ün 2024 ve 2025’te yayımladığı farklı araştırmalar da bu arayışı doğrular nitelikte. Her iki yılda yapılan araştırmaların sonuçlarına göre, dijital araçların hayatı kolaylaştırma işlevinin ötesine geçip bir ‘yük’ haline geldiğini ve bıkkınlık yarattığını düşünenlerin oranı yükseliyor. Örneğin ABD’de her 10 yetişkinden 4’ü dijital dünyadan kopamadığı için bir tür ‘bağlantı yorgunluğu’ yaşadığını; katılımcıların yüzde 27’si maruz kaldıkları bilgi miktarının hayatlarını karmaşıklaştırdığını; yaklaşık her 5 gençten 1’i sosyal medya platformlarının ruh sağlıklarını olumsuz etkilediğini belirtiyor. Her 3 çalışandan 1’i yapay zekanın iş hayatındaki etkisinden dolayı kendini bunalmış hissediyor. 


Dijital dünyadan uzaklaşma arzusu da artıyor. PEW’e göre, yetişkinlerin yaklaşık 3’te 1’i akıllı telefon veya internet kullanımını azaltmaya, gençlerin ise yüzde 44’ü sosyal medya kullanımlarına aktif olarak sınır koymaya çalışıyor. 1000’den fazla akademik derginin yayımcısı olan Sage Publishing’in veri tabanı Saha Journals’da Ekim 2025’te yayınlanan çok yazarlı bir makalede Avrupa’da dijital tüketim konusunda önemli bir direnç oluşmaya başladığı bilgisine yer veriliyor. Makalede, danışmanlık şirketi Deloitte’un Almanya’da yaptığı bir araştırmanın sonuçlarına atıfta bulunularak 18-24 yaş grubundaki gençlerin yüzde 84’ünün telefonlarını ‘çok fazla’ kullandıklarını düşündüğü ve bunu azaltmak için adım attıkları bilgisi var. İngiliz Standartlar Enstitüsü’nün (BSI) 2025 tarihli çalışmasında ise Birleşik Krallık’ta 16-21 yaş grubunun yüzde 47’si internetin olmadığı bir dünyada büyümeyi tercih edeceğini, yüzde 50’si ise gece saatlerinde sosyal medya kullanımına sınırlama getirilmesini desteklediğini belirtmiş. 


Verilerin ortaya koyduğu bu uzaklaşma arzusu somut adımlara da dönüştü. 2022’de Hollandalı girişimciler tarafından kurulan ‘The Offline Club’, Avrupa’nın 20 farklı kentinde ‘ekran zamanını gerçek zamana dönüştür’ sloganıyla telefonsuz etkinlikler düzenliyor. Katılımcıların telefonlarını girişte bırakıp kitap okuma, sohbet etme gibi aktiviteler gerçekleştirdikleri ‘The Offline Club’, Kasım 2025’te İstanbul’da da faaliyete başladı. Kulüp; kitap okuma ve sohbet etme aktiviteleri düzenliyor. Kulübü deneyimlemek üzere Kadıköy, Yeldeğirmeni’nde bir kafede düzenlenen ‘The Offline Club İstanbul’ etkinliğinde 3 saatliğine de olsa ‘çevrim dışı’ kaldım. ‘Kendine vakit ayırma’ ve ‘sosyalleşme’ bölümleriyle deneyim sunan etkinlik, Türkiye’de henüz altı aydır olmasına rağmen sekizinci kez düzenleniyor ve bazılarının Club’a dördüncü gelişleri. Burada kurulan arkadaşlıklar dışarıya da uzanıyor, hatta sözleşip buluşanlar var. 


Düzenli gelenler, haftanın yorgunluğunu insanlarla sosyalleşerek ve kendilerine zaman ayırarak attığını söylüyor. Girişte The Offline Club İstanbul Şehir Lideri Büşra Serdar, gelenleri gülümsemeyle karşılıyor. Telefon ile saatleri ‘hotel’ dedikleri bir kutuya bırakıyorsunuz. Analog yaşam için kısa bir süre gibi görünebilir ancak uzun zamandır kendine vakit ayıramayanlar adına ilk saat zor geçebiliyor. Günlük hayatta odağımın bu denli kaybolmuş hissiyatı ve ilk dakikalarda telefon varmışçasına masada ekran arama çabam kendimi sorgulamama neden oluyor: ‘Gerçekten bu kadar bağımlı mıyım?’ İlk saatin ardından sosyalleşmek iyi hissettiriyor. Başlangıçta telefonunuzu arasanız ve akıllı saati kontrol etmek isteseniz de akışa ayak uydurmak buna bir çözüm. Bir süreliğine de olsa ‘kafadaki sekmeler’ kapatılıyor.


Daha uzun etkinliklere ve dış aktivitelere de geçişi planladığını belirten Büşra Serdar, hayatın ‘tamamen’ dijitalden kopmasının mümkün olmadığını ve bu tarz kaçamakların insanı özüne döndürdüğünü söylüyor ve ekliyor: “İlk anlarda ‘Elim sürekli telefonuma gider gibi oldu’ şeklinde vücut refleksleriyle karşılaşanlar, sürenin sonunda ‘Meğer ne kadar ihtiyacım varmış telefonumu kontrol etmeden kitabımı okuyabilmeye ya da biriyle sohbet edebilmeye’ diyerek derin bir farkındalık kazanıyorlar.”


Katılımcılar arasında öğrenciler, iş insanları, danışmanlar, psikologlar ve dijital sektör çalışanları var. Aslında Büşra Serdar da bir topluluk yöneticisi ve dijital pazarlama uzmanı. Yani kariyer seçimiyle, dijital hayatın tam da ortasında. Kulüp, onun için de kaçış noktası. Etkinliğin amacının ‘beyin rahatlaması’ ve ‘zamanın yavaşlayarak değerinin anlaşılması’ olduğunu belirtiyor. 


Katılımcılardan Klinik Psikolog Alp Kadagan, eşi Aurora ile The Offline Club’a dördüncü kez geliyor ve bu deneyimi şöyle özetliyor: “Ben ve benim gibi ‘kronik’ online yaşamdan biraz kaçmak, aşırı hızlı günümüz dünyasında birkaç saatliğine bile olsa yavaşlayıp anın tadını çıkarmak isteyenler için The Offline Club, bir kurtarıcı gibi geldi şehrimize.”


18.45 İletişim Ajansı’nın WIRED Türkiye için hazırladığı ‘Dijital Detoks ve Sosyal Medya Detoksu Raporu’na göre, Türkiye’de 77,5 milyon internet kullanıcısı var. Bunların 62,3 milyonu sosyal medya kullanıcısı. 


Sosyal medya kullanıcıları hayatlarının belirli dönemlerinde dijital detoks kararı alıyor. Bu kararın ardındaki sebepler ise psikolojik yorgunluk ve tükenmişlik, yoğun eleştiri ve negatif etkileşim, özel hayat ve mahremiyet ile motivasyon kaybı. Detoks süreleri genellikle kısa ve kullanıcıların büyük bölümü birkaç gün ile birkaç hafta içinde sosyal medyaya geri dönüyor. Türkiye’de hem ‘Offline Yaşam’ akımını benimseyen hem de dönem dönem dijital detoks yapan ünlü isimler de var. 


Global Wellness Summit’in 2025 yılı ‘The Future of Wellness’ raporunda Analog Wellness (Analog Esenlik), bir numaralı trend olarak yer aldı. Raporda bu trend şu sözlerle tanımlanıyor: Dijital detoks amacıyla plaklar, daktilolar ve analog kameralar gibi retro teknolojilere ve fiziksel hobilere yönelerek çevrim dışı olma eğilimi. Analoğa Geçiş (Analog-ing On) veya Büyük Kopuş (The Great Logging Off) gibi adlarla ifade edilen akımın, seyahat ve konut gibi birçok sektörü etkileyebileceği öngörüsüne de yer veriliyor. 


Seyahat ve konut konusunda net veriler yok ama hobiler tarafındaki pazar hareketliliği göz alıcı. 2025’te ABD’de plak satışları ilk kez 1983’ten bu yana 1 milyar doları aştı. Üstelik bu artış, dijital dünyada büyümüş ve analog deneyimi hiç yaşamamış bir nesil tarafından sağlanıyor. Vinyl Alliance’ın ‘Vinil Sektörü 2025’ raporunda Z kuşağı plak alıcılarının yüzde 50’si, plak dinlemeyi bir müzik tüketiminden ziyade, telefon ve ekranlardan uzaklaştıkları bilinçli bir ‘dijital detoks’ süreci olarak tanımlıyor. Bu grup için bir plağı kapağından çıkarmak, iğneyi yerleştirmek ve albümü baştan sona dinlemek, Spotify’ın sonsuz algoritma karmaşasına karşı bir ‘yavaşlama’ eylemi olarak görülüyor. 


Diğer taraftan ‘öldü’ diye kabul edilen filmli fotoğraf makinesi pazarı tekrar sahneye dönüyor. MarketGrowth Reports verilerine göre, 2024 sonu itibarıyla dünya genelinde satılan fotoğraf filmi sayısının 24 milyon ruloyu aştığı tahmin ediliyor. 2023’e göre 4 milyon adet fazla. Fujifilm ve Kodak gibi ana üreticiler, 2024 yılı içinde üretim kapasitelerini yüzde 20 artırırken vintage kamera pazarı yüzde 15 büyümeyle 1,19 milyar doları gördü. 


Bunları nostalji olarak okumak güç çünkü gençlerin büyük çoğunluğu hatırladıkları bir geçmişe dönmüyor, hiç bilmedikleri bir yavaşlığı arıyor. Ama bunu teknolojiye karşı tam bir ret değil, Bünyamin Aydın’ın yaptığı gibi hiper bağlantılı bir dünyada özerkliği, özgünlüğü ve dengeyi yeniden kazanma çabası. Bu, modern zamanların en önemli düşünürlerinden Güney Koreli-Alman felsefeci Byung-Chul Han’ın 2010’da yayımlanan ‘Yorgunluk Toplumu’ ve diğer eserlerinde bahsettiği şey. Han, dijital nesnelerin fiziksel bir ağırlığı olmadığını, bu yüzden hayatımızda bir direnç oluşturamadığını savunuyor. Ona göre, “Fiziksel nesneler dünyayı anlamlı kılan birer çıpayken dijital nesneler bizi uçucu bir ‘şimdi’ye hapsediyor.” Buna karşı önerdiği şey ritüeller; kasıtlı, tekrarlanan, yavaş eylemler.

Kendi kurduğu sitelerde finans ve teknoloji içerikleriyle başladığı sektöre WIRED Türkiye editörü olarak devam ediyor. Her şeyi deneyen, vazgeçmeyen girişimci ruh. 4 yıl deneyimli editör. Teknoloji ve bir o kadar da finans meraklısı.

Samet Kelebek

DAHA FAZLASI

KPop Demon Hunters'ın Sunduğu Yeni Ekonomik Model

Bir hikaye nasıl aynı anda ödüllü film, hit şarkı ve oyun olabiliyor?

E. Can Özer

Sessizliğin Dili, Yapay Zeka ile Canlanıyor

İşitme ve konuşma yetisine sahip olmayan bireylerin karşılaştığı en büyük zorluk iletişim. Yapay zeka tabanlı ‘SIGN’ adındaki girişim ise işitme ve konuşma dezavantajlı bireyler için 12 dilde iletişim sağlayabiliyor

Samet Kelebek

2026 Akademi Ödülleri: Konvansiyonel Sinemanın Nefesi

2026 Oscar gecesi, bize ‘algoritmik kaygı’ ile ‘analog dehalar’ üzerine ne söylüyor?

E. Can Özer

Algoritmaya Duygularımızla Oynamayı Kim Öğretti?

Kullanıcı etkileşimini maksimize etmek için tasarlanan kod dizinleri, artık bireysel ve toplumsal sinir uçlarımızı yöneten sofistike birer manipülasyon düzeneğine dönüştü. Peki algoritmaların bizi manipüle ettiğinin farkında olmamıza rağmen neden hala dijital kapıları içeriden kilitlemiyoruz?

E. Can Özer