Mahmut Karslıoğlu
Geleceğin Teknolojileri
12 Mayıs 2026 12:33

Eve Uçarak Gitmek

Emsallerinin dörtte bir fiyatına AirCar, uçarak ulaşımı herkes için erişilebilir kılmayı hedefliyor.

Eve Uçarak Gitmek

Fotoğraf: AirCar

1980’li yıllarda çocuk olanlar hatırlayacaktır. TRT’nin tek kanallı döneminde, pazar sabahları 2060 sonrası hayatı anlatan Jetgiller (The Jetsons) çizgi filmini izlerken hayal dünyasına dalardık. Robot hizmetçi Rosie, görüntülü konuşma ve en çarpıcısı da uçan arabalar hiç ulaşamayacağımız bir gelecek gibi gelirdi. Çünkü uçan arabalar sadece çizgi filmlerde olabilirdi. George Jetson arabasından iner, onu bir çantaya çevirir, ofisine girerdi. Ama bugün bavula dönüşme gibi fantastik bir detayı göz ardı edersek bu fikirlerin hiçbir zaman sadece fantezi olmadığını görüyoruz. Asıl mesele, henüz zamanının gelmemiş olmasıydı. Görüntülü konuşma ve robot hizmetçilerin yanlarındaki kutucuklara check işaretini attık. Peki ya uçan arabalar?


Bugün uzun mesafeli ticari uçuşlar ile ayağımız yerden kesildi belki ama Jetgiller izlerken aslında hayalini kurduğumuz şeyden uzağız ve hala trafikte saatler harcıyoruz. Çünkü sorun sadece yol kapasitesi değil. Sorun, hepimizin aynı düzlemde hareket etmeye çalışması. Nüfus artıyor, araç sayısı artıyor ama üzerinde hareket ettiğimiz alanın ölçüsü aynı. Daha çok köprü ya da yol bu problemi kökten çözmek için yeterli değil. Sistemin kendisi tıkanmış durumda. Bu noktadan yola çıkan AirCar kurucusu Eray Altunbozar için birçoğumuzun aksine uçan otomobil hiçbir zaman çocukluk hayali olmamış aslında. Motivasyonu daha çok trafiğe çözüm bulmak olmuş. 


“AirCar, medeniyetin altyapısına yeni bir katkı sağlama projesi. Bir ürün ya da şirket olarak başlamadı. Aslında bir probleme cevap olarak doğdu” diye ekliyor.


Altunbozar’a göre, bu kadar beklentiye rağmen uçan otomobillerin halen hayatımıza girememesinin üç temel nedeni var. Bugüne kadarki cihazların yeterli enerji ve güvenli bir itme kuvveti yoktu. Bir de insan hatası büyük risk oluşturuyordu. Ama bu tablo artık değişti.


Elektrikli itki sistemleri güçlendi. Bataryalar daha verimli hale geldi. Uçuş kontrol yazılımları gelişti. Artık sistemler insan hatasını daha iyi tolere edebiliyor. Eskiden bu iş daha çok gösteri gibiydi. Şimdi ise gerçek bir iş modeline dönüşmüş durumda. Dünyada bu alanda çalışan güçlü şirketler var. Joby Aviation ve Archer, hava taksi modelleri üzerinde ilerliyor. Lilium ve Volocopter, Avrupa’da testler yapıyor. Çinli Xpeng, seri üretim öncesi test aşamalarında ve EHang, bazı şehirlerde ticari denemelere kadar geldi. Ama şirketlerin çoğu hava taksiye odaklanıyor. Yani merkezi bir sistem ve kiralama modeli kuruyorlar. AirCar burada farklı bir noktada duruyor.

AirCar’ın en büyük farkı, bu teknolojinin yayılması için insanların araca sahip olabilmesi gerektiğini savunmasında yatıyor. Altunbozar, büyük değişimlerin kiralamayla değil, sahiplikle yaygınlaştığını söylüyor. Otomobil de böyle oldu, telefon da.


Üreticilerin çoğunun model isimlerinde car (araba) kelimesi yer almasına ve araçlarını bir uçan otomobil olarak tanımlamasına rağmen aslında hiçbirinde tekerlek bulunmuyor. Çünkü hiçbirinin asıl amacı hem yerde hem havada giden bir araç yapmak değil. Amaç, trafiği tamamen gökyüzüne taşımak olmasa da sıkı bir alternatif sunmak. Altunbozar’ın uçan otomobili bir ticari araçtan farklı olarak kişisel ulaşım için planlandığından aslında otomobil tanımına en yakın olanı. Yine de içine oturduğunuzda spor koltukları ve 4 nokta spor emniyet kemerleri ile farklı bir kulvarda olduğunu anlıyorsunuz. Boylu boyunca tüm ön konsolu kaplayan bilgilendirme ekranı ve direksiyon yerine hemen sağ elinizin altındaki uçuş levyesi ile bir helikopter/otomobil hibriti gibi hissettiriyor. Bu arada uçuş levyesi bir helikopterdeki gibi iki bacağın arasında olmadığı için sol elini kullananları zorlayabilir. Ayrıca uzun boylu ve özellikle yapılı insanlar 250 kg’lık toplam taşıma kapasitesi nedeniyle aynı sıkıntıları yaşayabilirler. AirCar şimdilik daha çok iki fit insanın kullanımına uygun gibi duruyor. İki yolcuya ek olarak büyükçe bir el çantasının sığabileceği kadar bir bagaja da sahip. 

İlk prototipi yaptıklarından bu yana AirCar, 5 yıldır uçuş testlerine devam ediyor. Altunbozar, “Teknik olarak çalışıyordu, uçuyordu, stabildi ama içimde çok net bir rahatsızlık ve kaygı vardı. Çünkü bunu kim neden alsın, insanlar buna güvenir mi? Bunun net bir cevabı hala yok” diyor ve ekliyor: “Mühendislik yani bir aracı uçurmak başarıdır ama bu pazar başarısı değildir. Onu scale edip hemen herkesin kullanımına sunamayabilirsiniz.” 

Altunbozar, çoğu girişim ve ileri teknolojinin bu aşamada öldüğüne inanıyor: “Firmalar teknolojilerine aşık olurlar ama kullanıcıyı unuturlar. Yaklaşık 4 sene önce bir pivot yaptık. Ya Amerika’daki firmalar gibi daha kompleks, 4-5 kişilik yapmaya devam edecektik. Ya da daha iyi uçan, basit ve kullanılabilir, uygun bütçeli ürünler yapacaktık. O anda da ona karar verdim.”

Bu noktada kendileri için çok öğretici olan bir başarısızlık hikayesinden de bahsediyor. “Biz aracı her zaman elimizdeki kaynaklara ve timeline’a bakmadan gereğinden fazla mükemmel yapmaya çalıştık. O yüzden ilk versiyonlar daha ağır, kompleks ve yavaş iterasyonlu süreçlere girdi. Orada öğrendiğim şey şu, havacılıkta dahi, minimalizm ve hızlı hareket, rekabet avantajıdır. Bugün her kararımızda şu soruyu soruyoruz: Bunu daha basit, daha hızlı, daha ölçeklenebilir yapabilir miyiz? Cevap hayırsa henüz doğru çözümde değilizdir” diyor. AirCar iki kişilik, kompakt ve daha ulaşılabilir bir model hedefliyor. Amaç, bu işi sadece çok zenginlerin kullanabildiği bir teknoloji olmaktan çıkarmak ve herkesin erişebileceği bir ulaşım seçeneğine dönüştürmek. Tabii işin zorluğu sadece teknoloji ile sınırlı değil. Türkiye’de böyle büyük ve iddialı bir projeyi hayata geçirmek, çoğu zaman teknik sorundan çok zihinsel dirençle uğraşmak anlamına geliyor. Altunbozar’ın anlattığına göre insanlar ikiye ayrılıyor: Heyecanlananlar ama yatırım yapacak gücü olmayanlar ve parası olup da içten içe “Olmaz” diyenler. Bu yüzden projeyi anlatmaktan çok göstermeye yönelmişler. Uçurup kanıtlamak zorunda kalmışlar. Bir diğer büyük mesele de regülasyonlar. Gökyüzünde çok sayıda araç olacaksa kurallar nasıl işleyecek? Trafik nasıl yönetilecek? Güvenlik nasıl sağlanacak? Regülasyonlar genelde geçmişi düzenler, inovasyon ise geleceği kurar. Yani yeni bir şeyi hayata geçirmeden onun kurallarının yazılmasını beklemek çoğu zaman işi baştan durdurur. AirCar bu yüzden önce çalışan sistemi ortaya koymayı seçmiş. Bazı yabancı ülkelerden, kuralları birlikte yazmaya açık sinyaller almaları da bunun karşılık bulduğunu gösteriyor. Altunbozar, “Regülasyonları beklerseniz zaten gecikmişsinizdir. Önce mümkün kıl, teknolojiyi göster. Sonra gerekli standardizasyonları kur” diyor. İnsanlı testi geçtiler. Sıradaki hedef üretim hattını kurmak ve bu araçları yasal zeminde yaygınlaştırmak. 20 yıl sonra şehirler nasıl görünür, bunu kesin bilmiyoruz. Ama şu ihtimal artık eskisi kadar uzak değil: Yerde trafik devam ederken, yukarıda başka bir ulaşım katmanı oluşabilir. Şehir sadece yatay değil, dikey de akabilir.

AirCar, LSA pilot lisansı gerektirecek. Eğitim, 45 saat yer (teorik) ve 30 saat uçuş eğitimi içeriyor. Kuleden gelen talimatlardan uçağın teknik kullanımına kadar tüm uçuş operasyonlarını kapsıyor. Altunbozar, yükseklik korkusu olmayan ve otomobil kullanan birinin bu eğitimden sonra AirCar’ı kullanabileceğini ifade ediyor. 

Haberi yayına hazırlarken AirCar’ın haziranda San Francisco’da uçan otomobil showroom’unu açacağı haberi geldi. Şirketten yapılan açıklamaya göre, drone ve ultralight modellerinin satışlarına başlamayı ve iki kişilik modelinin sertifikasyon süreçlerini tamamlayarak uluslararası pazarlara açılmayı planlayan AirCar, ABD’de 100 milyon dolar değerleme üzerinden yatırım turuna çıktı. Türkiye’deki ana şirket AirCar Teknoloji ve Havacılik A.Ş’ye şu an yatırım yapan 1.715 yatırımcı var.

30 yıldır teknoloji üzerine yazılar yazmaktadır. Türkiye'nin ilk oyun dergisinin kurucu ekibinde yer almış ve önemli teknoloji dergilerinden birinde muhabirlikten başlayan ve Genel Yayın Yönetmenliğine kadar uzanan uzun bir süreçte teknoloji içerikleri üretmiştir. Ayrıca şu anda yürüttüğü Wired Türkiye Dijital Direktörlüğünden önce bir başka yayın grubunun Video Projeler ve Teknoloji İçerikleri Yönetmenliğini de üstlenmiştir. Oyun ve geleceğin teknolojileri üzerine özel ilgisi vardır.

Mahmut Karslıoğlu

DAHA FAZLASI

Kriptonun Kabusu Kuantum Bilgisayarlar

Google’ın son araştırması, kuantum bilgisayarların, 2029’a kadar kriptografik sistemleri kırabileceğini öne sürüyor. Dolayısıyla kripto paralarınız tehdit altında olabilir.

Arda Aşık

Çelikten DNA’ya: Üretimin Evrimi

Cauldron Ferm şirketi, mikroorganizmaları kesintisiz çalışan üretim hatlarına dönüştürdüğünü söylüyor. Endüstrinin geleceği çelik ve betondan küçük canlılara mı geçiyor?

Arda Aşık

Kuantum Sıçraması

Kuantum henüz herkesin üretime aldığı bir teknoloji değil ama güvenlik ve verimlilik için takvim çoktan işlemeye başladı. Üstelik Pazar tahminleri de bu teknolojinin ekonomik etkisi hakkında büyük bir potansiyel sunuyor. Öyle ki, 2035’te 100 milyar dolarlık bir büyüklük öngörülüyor.

Mustafa Orhun Çetin