Beyaz Kıtada Türk Varlığı
Uluslararası siyasetin hamle alanlarından biri olarak uzun yıllardır stratejik adımlara sahne olan Antarktika, geleceğin enerji ve iklim stratejilerinin belirlendiği devasa bir 'açık hava laboratuvarı'.
Fotoğraf: AA
Yaklaşık 14,2 milyon km² alanı itibariyle dünyanın en büyük beşinci, aynı zamanda en soğuk, en izole ve belki de en gizemli kıtası olan Antarktika; artık yalnızca penguenlerin veya uçsuz bucaksız buz kütlelerinin evi değil. Uluslararası siyasetin hamle alanlarından biri olarak uzun yıllardır stratejik adımlara sahne olan Antarktika, geleceğin enerji ve iklim stratejilerinin belirlendiği devasa bir "açık hava laboratuvarı".
Hiçbir şeyin olmadığı büyük beyaz kıta anlatısı ise uzun yıllardır geride kalmış durumda.
Bugün, çok sayıda ülke Antarktika araştırmaları için bütçe ayırmaya ve araştırma inceleme projeleri yürütmekte. 1959 yılında imzalanan ve Türkiye’nin de 1995 yılında taraf olduğu Antarktika Antlaşmasında bugün itibarıyla 53 taraf ülke bulunuyor. Antlaşmayı imzalayan ilk 12 ülkenin yanında (ABD, Arjantin, Avustralya, Belçika, Fransa, Güney Afrika, İngiltere, Japonya, Norveç, Rusya, Şili ve Yeni Zelanda), antlaşmaya sonradan katılan 17 ülke danışman ülke; Türkiye’nin de içinde bulunduğu 26 ülke ise danışman olmayan ülke statüsünde bu antlaşmaya katılmıştır. Ülkelerin statülerinin değişebilmesi için, kıtaya olan ilgilerini kanıtlamaları gerekiyor. Antlaşma hükümleri gereğince kıtaya bilimsel üs kurması, bilimsel seferler düzenleme gibi projeler sayesinde ülkeler danışman ülke statüsünü kazanabiliyor.
Türkiye de, bu zorlu coğrafyada on yılı aşkın süredir yürüttüğü istikrarlı çalışmalarını, 10. Ulusal Antarktika Bilim Seferi ile yeni bir boyuta taşıdı. Yaklaşık 14 bin kilometrelik, denizler ve ülkeler aşırı zorlu bir rotayı kapsayan bu yolculuklar; Türkiye’nin Beyaz Kıtada söz sahibi olabilmesi için oldukça kritik bir önem taşıyor. Elbette bu vizyon çerçevesinde gezegenin geçmişine ışık tutarken gelecekteki çevresel risklere karşı yerli ve milli çözümler üretilmesini amaçlıyor.
Hedef net: 2030 yılına kadar Horseshoe Adası’nda kalıcı bir Türk Bilim Araştırma Üssü kurmak ve kıtanın geleceğinde söz sahibi olan ‘Danışman Ülke’ statüsüne geçmek.
Antarktika neden önemli?
Antarktika’nın uluslararası hukukta ‘terra nullius’ (hiç kimseye ait olmayan toprak) tanımına yakın dursa da, aslında 1959’da imzalanan Antarktika Anlaşmalar Sistemi ile yönetilen özel bir statüye sahip. Bu antlaşmalar sistemi, kıtayı askeri faaliyetlerden arındırıp sadece bilimsel amaçlar için barışçıl bir şekilde kullanılmasını sağlamayı amaçlamaktadır.
Günümüzde Antarktika'da, Antarktika Antlaşması'na taraf olan 29 ülke tarafından işletilen geçici ve kalıcı olmak üzere toplam 100 civarında bilimsel araştırma istasyonu bulunuyor. Yaz aylarında 4.500-5.000, kışın ise 1.000 civarında araştırmacı kalıcı veya geçici üslerde görev yapmakta.
Türkiye, halihazırda bu sistemde gözlemci pozisyonunda olsa da, kalıcı üs hamlesiyle oy hakkına sahip bir aktör olmayı hedefliyor. Bu stratejik vizyonun bir parçası olarak, 9 Ağustos 2025’te Kutup Bölgeleri Koordinasyon Kurulu kurularak Türkiye’nin hem kuzeyde hem de güneyde izleyeceği politikasını kurumsallaştırıldı.
Piri Reis’ten günümüze
Türkiye’nin kutup bölgeleriyle olan ilintisi, 16. yüzyılda Piri Reis’in dünya haritasında Antarktika’ya en yakın noktaları ve Grönland’ı göstermesiyle başlıyor. 1967 yılında bilimsel araştırma amacıyla kıtaya giden ilk Türk bilim insanı ise Prof. Dr. Atok Karaali olarak kayıtlara geçiyor. Türkiye’nin kutup çalışmaları, 1995 yılında Antarktika Antlaşması’na taraf olunması ve 2015 yılında İTÜ bünyesinde Kutup Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (PolReC)’nin kurulmasıyla kurumsal bir kimlik kazanmıştır. 2017 yılından itibaren ise kutup araştırmaları Cumhurbaşkanlığı himayelerine alınmış ve sistematik ulusal seferler başlatılmıştır.
Bu Türkiye’nin onuncu seferi
Cumhurbaşkanlığı himayesinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı uhdesinde ve TÜBİTAK KARE koordinasyonunda gerçekleştirilen 10. Ulusal Antarktika Bilim Seferi, Türkiye’nin kutup vizyonunun ne kadar derinleştiğini kanıtlıyor. Sefer Lideri Prof. Dr. Ersan Başar ve Koordinatör Prof. Dr. Burcu Özsoy yönetimindeki ekipte bu yıl 17 araştırmacı yer aldı. Ekipte sadece kıdemli akademisyenler değil, geleceğin bilim insanları olan lise öğrencileri de yer alarak iklim değişikliği ve yenilenebilir enerji gibi alanlarda projeler geliştirdi.
Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı Harita Genel Müdürlüğü ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ekipleri, Horseshoe Adası'nda deniz ve kara ölçümleri yaparak üssün lojistik altyapısını hazırladı. Türkiye’nin Horseshoe Adası’nı üs bölgesi olarak seçmesi ise tesadüf değil. 68 derece güney enlemindeki konumu, lojistik avantajlarıyla birlikte Türkiye'nin kıtada daha derin ve nitelikli araştırmalar yapmasına imkan tanıyor.
Türkiye’nin 2030 stratejisinin kalbinde de bu adada kurulacak üs bulunuyor. Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu taslağı uluslararası kurullarca onaylanan ve 'sıfır atık' prensibiyle çalışacak üs; azami 50 kişi kapasiteli, 3 ana bölümden oluşan modüler bir mimari olarak tasarlanıyor.
Yürütülen 15 farklı bilimsel proje, teknoloji ve temel bilimlerin kesişim noktasında duruyor:
Atmosfer ve Uzay Araştırmaları: Kozmik müon akısı ölçümleriyle güneş aktivitelerinin radyasyon üzerindeki etkileri analiz edildi. Bu veriler; uzay hava durumu tahminleri, haberleşme güvenliği ve iklim değişikliğinin izlenmesi açısından öneme sahip.
İş Birlikleri: ABD Ulusal Bilim Vakfı (NSF) tarafından işletilen Palmer İstasyonu ile yapılan veri paylaşımı, Türkiye’nin uluslararası bilim camiasındaki entegrasyonunu pekiştiriyor.
Buzul Bilimi: Shoesmith Buzulu’ndaki erime oranları takip edilerek küresel ısınmanın dijital ikizi çıkarılıyor.
DAHA FAZLASI
Atomun Suyla Dansı
Mustafa Orhun Çetin
Yapay Zekayı Nükleer mi Doyuracak?
E. Can Özer
Yapay Zekaya Elektrik Dayanmıyor
Arda Aşık
Akıllı Şehirde Enerji İkramı
Samet Kelebek