Çağla Üren
Uzay
27 Mart 2026 14:00

Atlantik’in Dibinden Yıldızlara: Türkiye’nin Uydu Serüveni

1994’te Atlantik’e düşen bir uydu denemesinden, küresel rekabette söz sahibi iddiasında operatöre… TÜRKSAT, uzaydaki varlığını nasıl stratejik güce dönüştürüyor?

Atlantik’in Dibinden Yıldızlara: Türkiye’nin Uydu Serüveni

Fotoğraf: Bloomberg/gettyimages

Uydu endüstrisinin kalbi olan Satellite 2026 fuarı, bu yıl sadece yeni nesil roketlerin değil, bölgesel güçlerin küresel operatörlere dönüşümünün de sahnesi oluyor. TÜRKSAT ekibi, Washington’da küresel uydu operatörleri, teknoloji üreticileri ve fırlatma sağlayıcılarıyla bir araya gelirken, gündemde bir başlık var: Orbital Egemenlik. Ancak bu özgüvenli duruşun arkasında, 32 yıl önce okyanusun karanlık sularına gömülen bir hayalin külleri yatıyor.

 

Atlantik’e Düşen Hayaller

Türkiye’nin uzay serüveni aslında talihsiz bir olayla başladı. 24 Ocak 1994 tarihinde Fransız Guyanası’ndan fırlatılan Türk uydu endüstrisinin ‘ilk göz ağrısı’ Türksat 1A, fırlatıcı roket Ariane 4’teki bir arıza nedeniyle yörüngeye ulaşamadan yaklaşık 12 dakika içinde Atlantik Okyanusu’na düşmüştü. Neyse ki, Türksat 1A uydusu tamamen sigortalı bir projeydi ve bu sayede uydunun yapım ve fırlatma maliyetinin tamamı sigorta şirketinden geri alınabildi. Bu sigorta tazminatı ile de ikinci uydumuz olan Türksat 1B inşa edildi. Buradaki travmatik kayıp bir yana, yaşanan bu talihsizlik maddi bir kayıptan ziyade 7 aylık bir gecikmeyle zaman kaybına sebep oldu.

 

Türkiye’nin uzay diplomasisiyle tanıştığı bu erken dönem, yörünge slotlarının jeostratejik öneminin de kavranmaya başladığı kritik bir eşik olarak tarihe geçti. Türksat 1A ve 1B’nin ardından 2000’li yıllara damgasını vuran ve nostaljik hafızamızda yer etmiş Türksat 1C, 1996-2010 yılları arasında 14 yıl boyunca hizmet verdi. Türksat 1C’nin emekliye ayrılması ise Türksat 3A’nın devreye alınmasıyla oldu.

 

Türksat 7A’ya Uzanan Süreç

2010’lu yıllardan bugüne gelen süreç, Türkiye için teknolojide millileşme söylemi kapsamında uydu teknolojilerinde de üretici konumuna geçişi içeriyor. Bu bağlamda Türkiye’nin en az yüzde 80 oranda yerli ve milli ilk iletişim uydusu olan, TÜBİTAK UZAY, TUSAŞ, ASELSAN ve CTech ortaklığıyla geliştirilen Türksat 6A SpaceX iş birliğiyle 21 Nisan 2025’te resmi görevine başlamıştı.


Anadolu Ajansı’na konuşan TÜRKSAT AŞ Genel Müdürü Ahmet Atalay, “Türk mühendislerin eseri Türksat 6A'da olduğu gibi 7A'da da yerli üreticilerle çalışmak istiyoruz. Bizim mevcut 6 uydumuz var. Uzaydaki kapasitemiz yüzde 70'lerin üzerinde doluluğa sahip. Bu da çok yüksek bir oran ve hızla da talepler artıyor. O yüzden mevcut kapasiteyi artırmak gibi bir zorunluluğumuz var." dedi.

 

Küresel Rekabetin Yeni Koordinatları

23-26 Mart tarihlerinde ABD'nin başkenti Washington'da gerçekleştirilen Satellite 2026 fuarında TÜRKSAT, küresel pastadan pay almak isteyen bir aktör olarak masada yer alıyor. Sektörel bir kıyaslama yapıldığında, TÜRKSAT'ın konumu oldukça stratejik bir noktada duruyor. Örneğin, SpaceX’in Starlink projesi hız ve fırlatma maliyeti açısından önde olsa da, TÜRKSAT ulusal veri güvenliği ve özelleşmiş kamu çözümlerinde daha güvenilir bir liman sunuyor. Lüksemburg merkezli SES, orta yörüngedeki tekelini korurken, TÜRKSAT Türki Cumhuriyetler ve Ortadoğu pazarında daha derin bir kültürel ve politik nüfuz alanı kullanmayı amaçlıyor.


TÜRKSAT'ın bölgesindeki pek çok ülkede hizmet verdiğini kaydeden Atalay, Baykar ve TUSAŞ'ın üretip ihraç ettiği İHA ve SİHA'ların çeşitli ülkelerdeki uydu bağlantılarının da TÜRKSAT uyduları üzerinden yapıldığına ve bunun çok büyük bir ihracat kalemi olduğuna işaret etti.

 

1994’te Atlantik’in soğuk sularına gömülen Türksat 1A, aslında Türkiye’nin uzay hafızasının travmatik bir hatırasıydı. Bugün Washington D.C.’deki fuarda boy gösteren TÜRKSAT, o günkü kaybı uzun vadeli bir doktrine dönüştürmenin çalışmalarını yapmaya devam ediyor. Savaşın ve barışın yeni alanı olan uzayda soru artık ‘Uzaya çıkabilir miyiz?’ değil ‘Uzaydaki veri trafiğimizi nasıl yönetiriz?’ noktasına evrilmiş durumda.

Üniversitedeyken çeşitli kültür sanat yayınlarında görev aldıktan sonra popüler bilim kitapları çevirmeye başladı. 2019'da dış haber editörlüğü ile medyaya girerek gazetecilik hayatına başladı. Koronavirüs pandemisi mesleki yönelimi için önemli bir dönüm noktası oldu. Pandemiyle birlikte sağlık ve bilim haberciliği, sonrasında teknoloji haberciliği yaparak mesleğine devam etti. Halihazırda çeşitli mecralarda bilim ve teknoloji haberleri/yazıları yazıyor.

Çağla Üren

DAHA FAZLASI

Dünya'dan Jüpiter'in Uydusuna Yaşam Gitmiş Olabilir

Gürcistan'daki Tiflis Özgür Üniversitesi'nden Fizik Profesörü Osmanov, Dünya'dan kopan ve bakteri taşıyan toz parçacıklarının Europa'ya ulaşmış olabileceğini hesapladı.
Çağla Üren

Mars'tan Gelen Göktaşındaki Büyük Sürpriz

Bilim insanları Mars'ta daha önce hiç görülmemiş yeni bir kaya türü keşfetti ve ilk kez bir Mars örneğinde "granat" mineraline rastladı.
Çağla Üren

Pembe Gezegen’in Gizemi Rengi Değil, Tuz Bulutları

Astronomideki keşifler, bazen beklenmedik renklerle başlıyor. 2013 yılında keşfedilen Pembe Gezegen GJ 504 b’nin asıl gizemi ise rengi değil, tuz bulutları.
Samet Kelebek

Bilim Kurgu Değil: Uydular Düşünmeye Başladı

Uzay, uzun yıllar boyunca dev bir kamera sistemi gibi çalıştı. Uydular yukarıdan dünyayı izliyor, verileri aşağıya indiriyor, kararları ise insanlar veriyordu. Ama entropi üzerine kurulu uzayda bu düzen de değişmeye mahkum. Artık bazı uydular sadece görüntü çekmekle kalmıyor, neye bakmaları gerektiğine de kendileri karar vermeye başlıyor.
Arda Aşık